KURDLER’DE BİRLİK VE DİN

İnsanlıktan nasibini almıyan IŞİD toplama çetesi, Şengal’da Kurd Ezidi  soy kırımına başladığı  3 Ağutos 2014’te, Irak erkek egemen meclisinde, kederden gözlerine kan dolan, Televizyon ekranında haykırışıyla birlikte yere yıkılan vekil Viyan Daxil’i izleyen, insanım diyenlerin etkilenmemesi, duygulanmaması, ağlamaması, ağzında ekmeği, boğazında hıçkırıkları düğümlenmiyen kimse kalmadı.

Buna bağlı olarak, kırımdan yeni kurtulan aç, susuz, perişan daha bir kuru ekmeğe sahip olmıyan Ezidi gurubu ziyaret eden vekil Selma Irmak, televizyonda; gurubun içinde, yetmiş yaşlarında, çıplak ve yalın ayaklı bir Kurd Ezidi kadın’la konuştuğumda, « Mevanara çay bine (Misafirlere çay getir. ) » deyişi beni yürekten yaraladı, daha hiç bir şeye sahip olmıyan ihtiyar kadın, misafir ağırlama kültürünü yeğledi. Dedi Selma Irmak.

Aynı kaderi paylaşan vekillerin mesajı bir birinden  farklı değildi. Biri namusumuz pazarlarda satılıyor ey insan… !  Diğeri ise, İnsan kaynağı ve Kadim bir kültürün yok oluş mesajıydı.

Gelişen manzara karşısında, Kurdler’in çoğu pusulasını yetirmiş bir gemi misali, çaresizlikten kadere boyun eğerek Allah’a havale… ! Işid toplama çetesi başta Güney Kurdistan yünetimi, güvenlik güçleri ve Kurd halkını Şengal soykırımıyla uykuda uyandırdı. Uyku sersemliği uzun sürmemekle birlikte, Kurdler’in birliğini sağladı.

Fakat bu kez, Kurd duygusallığı yenik düştü. İlk kez Kurd silahlı güçleri birleşerek « Şengal Kurdler’in namusudur » şiarıyla mevzilere yatılar. Kurdistan’ın dört parçasında yediden yetmişe Ulusal ruhla serhıldana kalktılar. Rojava’da acı ve ızdırap yaşatanlar, Şengal’da Kurdlar’in birlikteliğini hesaba katmamışlardı.

Işid Kurdler’in birlikteliği dışında, Kurd’ün Peşmergesini, Gerillasini, YPG’sini ve bir bütün olarak silahlı güçlerini bir cephede birleştirdi. Liderler cephede savaşan güçleri ziyaret ederek kameraların karşısında, Kurd halkına birlik, beraberlik ve aynı zamanda düşmana inat, bu kez sizin için değil kendimiz için savaşıyoruz mesajı verildi. Diğer bir ifadeyle, Kurdler bir ilkini yaşadılar. (17/06/2014, yazımda, Işid ; Dostu düşman, Düşmanı dostla buluşturdu. )

Gelişen savaşa karşı ilgisiz kalmıyan ABD ve AB’le birlikte, Kurd silahlı güçlerinin dört cephede çetelere indirdiği darbeler, kazandığı mevziler, ölümün eşiğinde olan Ezidi Kurdlerin kurtarılması yüreğimize su serpti.

Ancak gündemi takiben, Batı basın ve yayını izlediğimde, konuşan Kurd Ezidiler, Kurd olmadıklarını, azınlık bir halk olduklarını, dininden dolayı jenoside uğradıklarını belirttiler. Batı basını da, onlar Kürçe konuşuyorlar ama Kurd olmadıkları vurgusuna parmak bastılar. Bu açıklamalar, Batının Ezidilere yardımı Kurd olduklarından değil, gayri müslüm olmaları tezini güçlendirdi.

Bu bağlamda,  Ezidi kardeşlerin haklı beyanları elbete yerinde. Fakat tarih boyunca, Kurdler’in devletleşmemesi ve kendi aralarında birlikten yoksun olmanın nedenlerine bakıldığında bir çok faktörlerin dışında, birinci sırada ve hala çözülmiyen din sorunudur. Daha da ötesi, dünyada din ve Kadın sorunu hala çözülmüş değil desem yanlış olmaz.

Bu nedenle, en ağır bedeli Kurdler ödediler ve ödemeye devam edeceğe benziyor. Tarihin çok derinliklerine girmeden Osmanlı İmparatorluğun dağılışında, Balkan ve ortadoğuda çok devletler oluştu. Fakat Kurdler din ve Müslüman adı altında Osmanlının devamı olan Türklerden ayrılmak istemedikleri gibi bir kısmı Ermeni jenosidine ortak oldular.

Diğer bir ifadeyle, Kurdler birinci dünya savaşında kör, sağır ve dilsiz olduklarını düşünelim. İkinci dünya savaşında, yeni dünya kartına İsrail eklenince, Kurdler’in kolları, kanatları kırılmış, güçten düşürülmüş olduğuna hak verelim.

Yirmi birinci yüzyıla bir basamak kala (1989 ve 1990’nın başında), Rusya İmparatorluğunun dağılmasında bir damla kan dükülmeden 10’un üzerinde devlet oluştu. Dikkat edilemesi gereken husus din bazında değil. Millet ve kimlik ekseninde, kan dükülmeden ayrıldılar. Doksanların ortalarında, Balkan (eski Yoguslavya)’da din sorunu karışınca katliamlar yaşandı ve sonuçta yarım düzine devlet yaratıldı.

Bulunduğumuz dünem itibariyle, üçüncü dünya savaşı Kurdler’in kapısına dayanarak, soykırımla karşı karşıya kalan Kurdler, ulusal kurtuluş cephesinde birleşmeyi zorunlu kıldı. Ancak Cephede ulusal bir bütünlük izlenimi gürünsede, günümüzün politik, siyasal ve ekonomi angajımanlara bakıldığında, geçmişin tarihi zaaflardan arınmadığını belirtmek isterim. Kurtuluş savaşında, dini inanç ve politik hesaplar ağırlıkta olmamalı. Zaruri olmadığı müddetçe, eksik ve yetmezliklerden kaçınılmalı, barış ve kardeşlik dili kullanılmalı.

Maalesef, Kurd basın ve yayını izlediğimde, eski Kurd alışkanlığına rastlamak mümkün. Cephede sadece kendi silahlı güçlerin savaştığı izlenimi vermekte. Yabancı biri olsam ve tek tarafı izlesem inanacağım nerdeyse… !

Bu minvaldan yola çıkarak, hafızalarda silinmiyen deyişleri hatırlatarak,

Küçük olsun benim olsun Kurdistan,

Kurdistan’ı altın tepside sunsalar istemem,

Kurdistan’ı çöp tenekesine attım,

Kızdırırsanız İstanbul’da oturur kitap yazarım,

Kurdmısın ? Elhemdulillah Müslümanım (Nakşibendi, Kadiri, Huzbullahcı vs)

Kurdmısın ? Enternasiyonalım

Kurdmısın ? Aleviyim,

Kurdmısın ? Ezidiyim

Söylem ve kavramlar çoğaltılabilir. Gürüldüğü gibi, Ulusal vurgudan çok ideoloji ve ben merkezci vurgusu öncelikli. Böylesi söylemler, Kurdleri ulusal bütünlükten yoksun kılarak uzaklaşmaya, bölmeye ve parçalamaya zorladı. Daha da ötesi, Avrupa ve Türk metropollerinde sürgün yaşayan Alevi, sunni, Ezidi vs. Kurd çocukları, osmanlı devşirme camilerinde, Allah ve ümmetçilik adı altında din, iman ve cennet’te gidersin duygularla eğitilerek, kendi soyuna, ırkına, halkına, ülkesine düşman yetiştirerek cepheye günderildiği bilinmekte. Sistemin kendisi bunu istemekle birlikte, kuzuyu kurda teslim misali, bilerek veya bilmiyerek çocuklarımızı onların tuzağına teslim ettiğimiz belinmekte.

Mevcut düzen partilerine nasıl angaje olduğumuzu 10 ağustos 2014’te, Cumhurbaşkanı seçim tablosuna bakıldığında, genç ve demokrat olan Selahattin Demirtaş, Kurdlar’den neden istenilen düzeyde oy almadığına bakıldığında, Alevilerin büyük kesimi yıllarca kemalist parti CHP’den kopmıyarak, Kurd ve Kurdistan kimliğini kendisine yediremedi. Suni Kurdler, din ve ümmet adı altında AKP’den ayrılmadı. Otuz yıllık özgürlük savaşı istenilen düzeyde ulusal bilinç pekiştirildiği söylenemez.

Bu manada, halka ulusal bilinç eritilseydi, din olgusu ağır basmazdı. Güney Kurdistan yünetimi, bir çok faktörlerle birlikte, dine angaje olmasaydı, din adına Işid’e musamaha güsterilmeseydi, Işid çetesi, belki Şengal ve Kurdler’in başına bela olmazdı. Kısacası, Kurdler din ve ulusal kimliği bir birinden ayrıt etmeme / ayırmama acsı içindeler.

Bu nedenle, Din kişiseldir. Kul ve Allah arasındadır. Ona hizmet ettiklerini sanıyorken, kendi ihtiraslarını veya kendi delice hevesleri için dini kullanıyorlar. Dinden bahs edildiğinde, Kurdler gevşiyor, kanı duruyor. Sanki din yanlız onlara günderilmiş, dünyada yanlız onlar sorumludur.

Din elbette önemli, ama aileden, arkadaşlıktan, sadakattan daha önemli değil. Ahlakın yerine dini geçiren insanların sayısı gittikçe artmakta. Din ve mezhepler adına çıkan savaşlarda en acısını Kurdlar yaşadılar.

Kürdlerin başına çökmüş bu beladan kurtulmanın yolu; dinsel, mezhepsel, parçacı, bölgeci ve yerel örgütsel hesaplardan çok, Kürdistani bir bilinçle  mümkün.

Dünya’ya yeni barış umuduyla,…

Paris,  03/09/2014

Hüsamettin ASLAN

Posté par Hüsamettin ASLAN le sept 8 2014. inséré dans Hüsamettin ASLAN, Nivîs û Analîz, Rojev, Turkçe. Vous pouvez suivre les réponses de cet article à travers le RSS 2.0. Les commentaires et les pings sont actuellement fermés.

Les commentaires sont fermés

Connexion | rojbasvarto