JE SUİS RAİF (BEN RAİFİM)

Genelde dünya, Özelde Fransa ve Batı cephesi  Charlie Hebdo  mizah dergisine yapılan katliamı sorgularken, Batı ve İslam dünyasında tartışmaya değer yeni bir sayfa açtı. Küresel dünyanın  iyi bir kulvarda olmadığı Yunanistan seçimiyle kendini gösterdi. Fakat küresel güçlerin kendi elleriyle besleyip büyüttüğü Daiş canavarı nasıl elimine arayışı içindeyken,

Pazar sabahı (22/02/2014) uyandığımızda, Nato’nun ikinci büyük gücü olan Türk ordusu, uluslararası hukuku ihlal ederek Suriye’ye girmiş. Süleyman Şah Türbesi ve saygı karakolu boşaltmış, mahsur kalan askerleri çıkarmış,  türbe Daiş’in eline geçmeden tahrip edilerek, yangından mal kaçırır gibi Süleyman Şah türbesinin kaçırılması gündeme damgasını vurdu. TC korsan faaliyette bulunmamış olsaydı, Kürd gücü (YPG) koridor açmasaydı, kim bilir Daiş meçhul dedenin başına ne getirirdi ?

Bu belirlemeden hareketle, eli kanlı örgüt kendisinden olmıyan düşmanımdır anlayışıyla, gürsel yayında, Ürdün’lü pilot Muaz el Kasasibe demir kafes içinde diri diri yakma vahşetiyla dünyaya yeni bir tehdit canavarlığını gösterdi.

Kasasibe’in demir kafeste ateşe verilmesi, dünyada kalemin kırıldığı andır. Ama yinede hayat susmayı değil aksine onları bugüne getiren ve şartlandıran gizli elleri deşifre etme zamanıdır.

Bildiğiniz gibi, Mehmet Ali Ağca, 13 Mayıs 1981′de Katolik aleminin ruhani lideri  Jean Paul II’ye suikast düzenledi. Jean Paul, Ağca’yı 27 Aralık 1983′te, cezaevinde ziyaret ederek af etti. Daha sonra Türkiye‘ye iade edilen Ağca, 18 ocak 2010’da serbest bırakıldı.

Ağca, 27/12/2014’te tekrar İtalya’ya girdi. Uygunsuz seyahat belgeleri ile İtalya’ya giridiği iddiasiyle, 30 Aralık 2014 tarihinde sınırdışı edilerek Türkiye’ye günderildi. Müslüman ülkelerin polisi ve yargı organları olsaydı, nasıl davranırdı sizce ?

Papa vurulunca, Batı liderler kışkırtıcı, bağnaz demeçlerden sakındılar. Batı (Hıristiyan) alemi ayağa kalkmadı. Avrupa’da yaşayan Türk ve Müslüman ülkelerin iş yerleri, kurum, kuruluş, konsolosluk ve Elçilikleri basılmadı.

Fakat bundan on yıl önce (30/09/2005), Danimarkalı Kåre Bluitgen, Hz. Muhammed’in karikatörü yayınladı. İslam aleminde büyük bir tepkiye neden oldu. Danimarka’nın Elçilik, konsolosluk ve resmi kuruluşları basıldı ürünleri boykot edildi.

Buna bağlı olarak, Hz. Muhammed’in karikatörü yapıldığı sonbaharın 2005’de. Müslüman kardeşler ve yan kuruluşları ciddi bir şekilde tepki göstermemekle birlikte, kendine laik ve demokratım diyen lider ve rejim sahipleri ; halkı tetikleyerek sokağa taşıdılar. Bunlardan biri Mısır devlet başkanı Hüsnü Mubarek idi. Mubarek Mekke’de, İslam konferansında çağrıda bulundu. (08/12/2005). Suriye devlet başkanı Esad halkı Avrupa konsoloslularına karşı tetikkledi. Esad ayrıca, Amerika’nın Irak’ta çıkması için cihatçıları destekledi. 2011 ayaklamasında cihatçıları serbet bıraktı.

Bu bağlamda, Ortadoğu’da lider sultası ve halkın duyarsızlığını anlamak için basından bir kaç örnekle devam edelim.

Pakistan’ın Karaçi ve Lahor şehrinde, biri ayakkabı diğeri konfeksiyon işi yapan iki fabrikada çıkan yangında, 314 kişi can verdi. Kapı ve pencereler kapalı olduğundan kaçmak için indikleri bodrum katında sıkışan işçilerin yardım çığlıkları yürekleri dağladı.  (13/09/2012)

Bangladeş’te tektil fabrikasında çıkan bir yangında 120 işçi yanarak can verdi. (25/11/2012) Yine Bangladeş- Dhaka’nın Savar ilçesinde, konfeksiyon fabrikasının bulunduğu 8 katlı bina çökerek 800’ü aşkın insan hayatına mal oldu. (24/04/2013)

Fabrika yanarken babaları, anneleri, kardeşleri, akrabaları ve yakınları göz yaşlarını dökerek izlediler. Geride kulaklarda çığlıkların sesi kaldı sadece. Bu trajediye karşı devletin  lider ve yöneticilerine  hiç bir tepkileri olmadı halkın.

Fakat bu katliamdan yaklaşık bir hafta sonra Hz. Muhammed’le ilgili “ Çöl Savaşçıları “ adlı filim ABD’de gösterime girdi. Söz konusu filmin Hz. Muhammed’e “ hakaret “ olduğu söylendi. Fabrikada yaşanan vahşete karşı gıkları çıkmayan aynı millet, aynı halk filmin içeriğini bilmeden görmeden ve izlemeden, bağnazların söylemlerine inanarak sopa, taş, kazma, kürek, çekiç, kesici aletle Batı ülkelerinin kurum, kuruluş, konsolosluk ve elçiliklerine saldırarak duvar, kapı, pencere ve ününe ne geldiyese aşağı indirildi. Ayrıca ABD’nin Libya-Bingazi Büyükelçisi ve 3 görevli linç edilerek öldürüldü. Sokakta sürdürüldü.

Bunu belirtirken hangi cenahtan olursa olsun Kutsallara hakaret asla kabul edilmez. Ama kutsal zırhına bürünerek Müslüman ülkelerin hali ortada.

Bu nedenle, çifte standardı en fazla müslüman ülkelerde hükümetler, din adamları ve aydınlar kullanırlar. Kendi gerçeklikleriyle yüzleşmedikleri ve evlerinin içini temizlemedikleri sürece başkalarına söylediklerinin bir inandırıcılığı olmaz. Bunlardan biri Saudi Arabistan rejimi olduğu şüphe gütürmez. S. Arabistan yünetimi, Sadam, Esad, Mubarek, Kadafi yünetiminden pek farklı olmadığı gibi devletten çok şirket yüneticiliği desek yerinde olur diye düşünenlerdenim. Daiş’i bugünlere taşıyan rejimin kendisi ve onun partönerleridir.

Riyad rejimi bir tarafta radikal güçlere yardım ederek onları besliyor diğer tarafta koalisyon ortaklarıyla birlikte Daiş’le savaşmakta (Irak ve Surye).

Fakat Daiş’in vahşi uygulamasını kendi vatandaşına uygulamada gecikmiyor. S.Arabistan rejimi genç ve 31 yaşındaki Raif Badawi, ölçüyü kaçırmadan, aşırılığa gitmeden cesaretli bir şekilde, İslamda reforum olmasının gerektiğini sitesinde yazdı. Yazısı 10 yıl hapis, bir miliyon S.Aarabistan Riyalı para cezası ve cuma namazından sonra halka açık bir şekilde haftada 50 kırbaç olmak üzere toplam 1000 kırbaç vurularak Badawi’ye mal oldu. Fikrini söyliyene hayat hakı tanımayan oligarşi yünetim

Raif Badawi ‘nin kırpaçlamasından iki gün sonra, Charlie Hebdo dergisine yapılan suikast protestosuna katılmak için rejimin ikinci adamı Nizan el Madani Paris yürüyüşüne hangi yüzle katıldığını sormak lazım. Buna karşın Uluslararası Af Ötgütü (Amnesty İnternational), protesto amaçlı, Le Monde gazetesinin bir tam sayfasına Raif Badawi ‘nin resmini ve üzerine “ JE SUİS RAİF “ Ben Raifim ”  yazılı ilanını verdi.

Başta Saudi Arabistan ve benzeri oligarşik rejimler kendi elleriyle beslediği terör örgütleri Camilere intihar saldırıları düzenliyor. Onlarca, yüzlerce masum insan katlediliyor. Eşcinseller yüksek binalardan atılarak öldürülüyor, zorla eş haline getirilmeye direnen kadınlar sıraya dizilip başlarından vuruluyor, çocuklar pazarlarda satılıyor.

İnsanlığın ve medeniyetin beşiği Ortadoğu, Mezopotamya ve Müslüman toplumun çoğunlukta yaşadığı kıta, günümüzde yarının garantisi olmıyan, kadınların köle olarak satılmasına fetva veren, insanların emek ve göz nuruyla yapılan ev, bina, müzeler ve tarihi eserler yok edilmekte, sinek gibi insan öldürülmekte. Her gün binlerce insan yerinden yurdundan mahrum bırakılarak, yabancı ellere sığınmak zorunda bırakıldı. Diğer bir ifadeyle, bölge hayalet alemine çevrildi.

Bunlardan biride Kürdistandır. Kürdistan’ın Kobanesidir. Kobane’nin özgülünde, Kürdistan’ın Şenga’lı, Kerkük’ü, Maxmur’u taru mar edildi. Malına, canına, namusuna  el konuldu.

Kobane savaşında, Daiş’i en çok destekliyen ve onu besleyen, sınırları açık bırakan Türkiye devletidir. Dünya ve yerli kamuoyu tarafından tescil edilmiştir. Kürdistan Türkiye’nin kırmızı çizgisidir. Güney Kürdistan da onun kırmızı çizgisiydi. Şimdi de Rojava kırmızı çizgisi olduğu için, “ Daiş neyse bizim için YPG-PKK odur.” Söylemi hala canlılığını korumakta.

Yanlız Türkiye mi ? Başta İran, Irak, Suriye ve diğer Arap devletleri, bırakalım bağımsız Kürdistan’ı, en basit bir kazanım veya sıradan bir statünün bile kendileri açısından ne kadar tehlike arz ettikleri bilinmekte.

Kobane Uluslararası kamuoyuna mal olduğu için gözde gürünendir. Fakat Kürdistan’da yıllarca çok Kobane yaşandı. Ama duymazlıktan, görmezlikten gelindi. Sömürgeci zihniyetin Kürdistan’da nasıl Kobane’ler yaratıklarını sadece bir kaçını dikkatınıze sunarak devam edelim.

Irak Baas rejimi, komşu ülkeleri (Türkiye-İran) ile anlaşarak Kürdlerin sınırda kaçmalarını engellemek istiyerek, Kürdlerin köylerine karşı operasyona girişti. Bu korkunç saldırıda tam 6130 Kürt köyü haritadan silindi. (1978)

Saddam Hüseyin yönetimi, Halepçe’de beş binden fazal Kürt katl etti. Sddam, İslami ayaklamanın önderleri olarak gördüğü 147 müslüman Kürdü Halepçe’nin kuzeyindeki Bemuk köyünde derin bir çukura gömerek imha etti. Çoğu yaralı kadın ve çocuklardan oluşan 531 kişiyi de Süleymanye’deki hastanede öldürttü.(1988)

Halepçe katliamında, İngiliz gazeteci Robert CYANA, Irak rejiminin Kürdlere karşı kimyasal silah kullandığını bütün dünyaya ilan etti. Dünya çağrıya ilgisiz kaldı. Söz konusu gezeteci Robert CYANA iğdam edildi. İğdamın şerefine şenlikler düzenlendi. Dansözler oynatıldı. Mısır ve Arap basını Irak’ın kimyasal silahlar kullanmadığını belirterek, bu olayı batı basını abartarak sunduğunu yazıyordu. Halepçe katliamı esnasında, başata FKÖ’nın lideri Yasar Arafat olmak üzere müsülman ülkelerin liderleri Kuveyt’e islam birliği toplantısındaydı. Hiç birinde aleyhte bie mesaj söz konusu değildi. Türk yetkilileri de kimyasal silah kullanmaları karşısında sesiz kalmayı tercih etti.

Suriye Baas rejimi  ise;

Kamuşlu’nun Amud nahyesindaki bir sinamada, 283 erkek Kürt çocuğu yakılarak katl edildi.(1960)

Haseki cezaevi’de çoğunluğu Kürd siyasetçisi olan 65 Kürdün bir odaya alınarak diri diri yakıldı. (1993)

Kumuşlu’da, bir futbol maçında, çıkan kavgada, Kürdler kurşuna dizilerek eliye yakın ölü yüzlerce yaralı. (2004)

Kürt din alimi Muhammed Maşuq el Xıznewi işkencede katl edildi. (2005)

Türkiye’nin sicili irdelenirse tarih karşısında faturası en ağırlardan. Böylece, 4000’den fazla köyün boşaltılması, Kürd göçü, on yedi bine yakın faali meçhul çinayet, Roboski katliamı, on binin üzerinde siyasi tutuklu, Pozantı çocuk kiriminaliyle birlikte liste uzaltılabilir…

İran Molla rejimine gelince,

Ne kadar deşinirse o kadar kokar misali, son bir ayda, 17 yaşından küçük Kürd genci Saman Nesim dahil on yediden fazla Kürd siyasetçi iğdam edildiği belirtilmekte.

Kürtlerin yaşadığı coğrafiyada egemen olan sömürgeci zihniyet ve Arap devletleri Kürdlerin kültürel özelliklerini değiştirmeye çalıştılar. Hatta varlıklarını bile inkara kalktılar. Bu inkar ve çevirilen dolaplar Kürdler Kobane’de bedel ödeyerek su yüzüne çıkardı.

Bu anlamda, Mısırlı Pr. Dr. Fehmi Şinnawi’nin Kürdlerle ilgili bir kaç sunusuyla devam edelim;

Kürdler hiç kuşkusuz insanlığın en kadim (eski) kavimlerinden biridir. Kur’an-ı Kerim’de apaçık belirtildiği gibi, Hz. Nuh’un tufandan sonra ilk konakladığı yerin adı Cudi’dir. Cudi dağı ise Kürdlerin ünlü dağlarından biridir.

Kürtler tarihin hiçbir döneminde müslüman din kardeşlerine ihanet etmemişlerdir. Her zaman onların safında  onlarla beraber yürümüştür.

Kur’an-ı Kerim insanların dillerinin farklı olmasını Alla’ın ayetlerinden biri olarak gayet açık bir biçimde İsra suresinde belirtmektedir. Bu apaçık ilahi gerçeği hiç kimsenin değiştirme yetkisi olamaz.

Şimdi elimizi vicdanımıza koyalım; siyonistler veya kafirler, bu baasçılardan daha merhametli değilmidir ?

Hiç kuşkusuz adelet , mülkün temelidir. Bir devletin ömrü, ancak adeletle uzayabilir. Kafir bile olsa, adeletli bir devlet uzunca bir süre ayakta kalabilir. Ama, devlet müslüman bile olsa şayet, adeletten yoksunsa, onun da ömrü kısa olur. ” dedi Pr.Dr.Fehmi Şınnawi.

Sonuç olarak, Pr. Şinnawi’nin deyimiyle, “ Bir devlet, Kafir bile olsa, adelet sayesinde ayakta durabilir. ” İskandinav Ülkeleri (Norveç, Danimarka vb.) S.Arabistan ve Müsülman ülkelerden yüz kat adeletli değil mi ? İskandinav ülkelerinde, Bakanları ve kamu görevlileri resmi görevleri dışında halk trasporunu kullanmakta.

Ama S.Arabistan oligarşi yünetim ise, Allah, islam, din iman şariat adına halkın yer altı-üstü zenginlikleri, Petrol kaynakları, Kutsal hac ve Ümre gelirlerini özel mülkiyeti olarak kullanmakta. Özel uçağın iç dekoru altın kaplamadan yapıldığı söylenmekte. Tam bu noktada, haca giden adayların sorumluğu yok mu ?

Kürtlerin tarihi, baştan sona bir mücadele tarihidir. Bu yüzden trajik bir tarihtir.

Bu vesileyle iyi dileklerimle,

Hüsameddin ASLAN

Paris, 02/03/2015

Posté par Hüsamettin ASLAN le mar 8 2015. inséré dans Hüsamettin ASLAN, Nivîs û Analîz, Rojev, Turkçe. Vous pouvez suivre les réponses de cet article à travers le RSS 2.0. Les commentaires et les pings sont actuellement fermés.

Les commentaires sont fermés

Connexion | rojbasvarto